64 yıl önce, 1961 yılının 16 Eylül sabahı, Türk dış politikasının önemli figürlerinden biri olan Fatin Rüştü Zorlu, 51 yaşında idam edildi. Ancak Zorlu’nun ölümünden önceki son anları, bir insanın hayata nasıl bakması gerektiği konusunda derin izler bırakmış ve Türk tarihinin unutulmaz sayfalarından biri haline gelmiştir.
"Ellerim Arkada Kelepçeli" Bir İdam
Fatin Rüştü Zorlu, idama götürülmeden önce, hücresinden alınırken ve son anlarına yaklaşırken hiç de panik yapmadı. Ellerinin arkasında kelepçeli bir şekilde, soğukkanlılıkla yürüdü. "Önce benimle mi başlıyorsunuz?" diye sordu, ancak ona yanıt veren bir yetkili olmadı. Ailesine yazacağı mektubun kısa tutulmasını istemişlerdi. Ancak bir insan, veda edeceği sevdiklerine son bir kez kalbinin derinliklerinden yazmayı arzulayabilir. Zorlu, son mektubunda da olduğu gibi her zaman bir veda ve şefkat içinde olmayı başardı.
Abdest, Kravat ve Sükunet
Fatin Rüştü Zorlu, idam edilmeden önceki son dakikalarında bile bir disiplin ve huzur içinde hareket etti. Hücresinden alındığında, önce abdest aldı. Kendini hazırlarken, gömleğinin kollarını indirdi, kol düğmelerini taktı. Ancak bir şey eksikti: Kravatını bulamıyordu. Ada komutanı Tarık Güryay’a dönerek, “Benden evvel asılmış olanların ölüme nasıl gittiklerini bilmiyorum, fakat ben bir insanın olabileceği kadar sakin ve metinim,” diyerek sükunetini ifade etti. O an, hem bir devlet adamının hem de bir insanın nasıl veda etmesi gerektiğine dair derin bir ders verdi.
Mektup: "Huzur İçindeyim"
Son mektubunda, ailesine en derin duygularını aktardı. Mektubunda, son anlarına kadar sakinliğini kaybetmeyen bir baba, bir eş, bir evlat ve bir devlet adamının düşünceleri yer aldı. Yazdığı satırlar, sadece bir veda değil, aynı zamanda derin bir inanç ve teslimiyetin ifadesiydi:
"Anneciğim, Emel'ciğim, Sevin'ciğim ve Ağabeyciğim..
Şimdi Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkıyorum. Sakinim. Huzur içindeyim.
Benim için üzülmeyin. Sizlerin de sakin ve huzur içinde yaşamanız beni daima müsterih edecektir. Bir ve beraber olun.
Allah'ın takdirkâr böyleymiş. Hizmet ettim ve şerefimi daima muhafaza ettim.
Anne, siz sevdiklerimi muhafaza edin ve Allah'ın inayetiyle onların huzurunu temin edin.
Hepinizi Allah'a emanet eder, tekrar üzülmemenizi ve hayatta berdevam olarak beni huzur içinde bırakmanızı rica ederim. Allah memleketi korusun..."
İmam ve Son Sözler: "Oğlum, Ne Titriyorsun?"
Fatin Rüştü Zorlu'nun son anı, aslında bir insanın ölümle nasıl yüzleşebileceğine dair çok önemli bir anıydı. İdam sehpasına götürülürken, yanında bir imam vardı. İmam, son dua ve Kuran’ı Kerim okurken, Zorlu bir hata fark etti. İmamın okuduğu bazı ayetlerde yanlışlık vardı. Ve tam o an, Fatin Rüştü Zorlu, sakin bir şekilde imamı düzeltti. Bu hareketi, onun hem inancına hem de tüm hayatı boyunca gösterdiği titizliğe olan bağlılığını simgeliyordu.
İdam sehpasına, kendi ayaklarıyla, hiçbir yardım almadan çıktı. O an, idam ipliğini boğazına geçirecek olan celladın ellerinin titrediğini gördü. Zorlu, yine soğukkanlılığını kaybetmeden, cellada dönerek, “Oğlum, ne titriyorsun? İlmik senin değil, benim boynuma geçecek,” dedi. Bu sözler, bir insanın ölüm karşısında nasıl bir metin içinde olabileceğine dair unutulmaz bir örnekti.
Şehadete Yürüyüş
Ve Fatin Rüştü Zorlu, bu dünyada geçirdiği 51 yılın ardından, vefat etti. Ancak onun cesareti, sükuneti ve inancı, yaşamının son anına kadar gösterdiği metanet, tarih boyunca unutulmayacak bir iz bıraktı. Sadece bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir insan olarak gösterdiği bu duruş, ölümün dahi insanı sarsamayacağını, ancak insanın kendi ruhundaki güçle ölümle barış içinde olabileceğini gösterdi.
Fatin Rüştü Zorlu, bir idam sehpasında, vefatının eşiğinde bile yalnızca bir ölü değil, diriliği, inancı ve metinliğiyle ölümsüzleşti. Hem Türkiye’nin hem de dünya tarihinin, bir insanın ruhunu bu kadar sağlam tutarak ölümle yüzleştiği nadir anlarından birini yaşadı. Bir devlet adamının ve bir insanın, hem hayatına hem de ölümüne dair vereceği en önemli ders, belki de şuydu: Sakin olmak, gerçek gücü bulmanın yoludur.